(ANALİZ ) RASİM GÜL

Tarih: 24.01.2024 00:36

Bir ülke, başka ülkenin etkisinde kalamaz.

Facebook Twitter Linked-in

Hür ülke vatandaşı, başka bir ülkenin etkisinde kalmaya başladığında, bağımsızlığını ve ‘’Milli Birliği’ni kaybetmeye ilk adımı atmış demektir. Irak, Suriye, Afganistan, Filistin ve Libya’nın uğradığı durumlarda gayet açık olarak görüyoruz. Birliklerini, hürriyetlerini kaybettiler. Irak halkı, liderini astı, Libya halkı liderini parçaladı. Türk halkı ve idarecileri, ders aldı mı? Sanmıyorum

Orta doğuda, Arabistan, Ürdün, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt, Bahreyn, Yemen, bayrak taşımalarına rağmen, millet olamadıkları için DEVLET’’ kuramamış kabileler ve topluluklardır. Bunların hepsi tarih boyunca güce tabi olan kabile ve topluluk olarak yaşamayı seçmişlerdir.

 Bu kabileler, Türkü arkadan vurduktan sonra geçen sürede, Amerika, İngiltere ve İsrail’e HARAÇ vererek ayakta duruyorlar. Başka bir deyişle yöneticiler koltuklarını koruyorlar. Bunlardan istenilen TÜRK’e karşı olmalarıdır. Akıllarınca kendilerine insan muamelesi yapan, Selçuklu ve Osmanlı’dan intikam alma duygularını da tatmin ediyorlar. Aşağılık duyguları, topraklarında efendi olmayı önlüyor. Atanmış yöneticiler de halklarını kandırmaya devam ediyor.

Balkanlarda yer alan; Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Kosova, Slovenya, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek’te Ortadoğu ülkeleri gibi.  Bayrakları ve toprakları olduğu için ülke sayılıyorlar. Nedeninde Rusya’nın bunları yutmaması için Avrupa Birliği kendilerine kapılarını açtı. Bunları, Avrupa ülkeleri; Rusya ile aralarında tampon bölge olarak kullanıyor.  

Dolaysıyla sözde bağımsız olmuş sayılıyorlar. Dün nasıl Osmanlının eyaletleri idiyseler, bugünde Avrupa Birliğinin koruması altında ve onlara işçi olarak yaşamayı seçtiler. Yöneticilerde halklarının maraba olmalarına razı. Yeter ki halklarını satarak koltuklarında oturmaya devam etsinler. 

 Bunlarda millet olamadıkları için devlet kuramayan dolaysıyla güçlülerin himayesine muhtaç olma mecburiyetinde kalmaya devam ediyorlar. Balkan ülkeleride Ortadoğu halklarında olduğu gibi kendilerine insan muamelesi yapan Osmanlıya karşı çıkarak, arkadan vurdukları gibi onun mirasçısı Türkleri ve Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupa Birliği ülkelerinin etkisiyle kabullenemiyorlar.

Buradan nereye gelmek istiyoruz; Türkiye yöneten iktidar, muhalefet, her işe maydanoz olan bürokrasi, ülkenin insanlarının sırtından anormal para kazanan iş adamları, şeyhler, şıhlar ülkenin, ateş çemberi içinde olduğunu bildikleri halde en ufak birlik ve anlayış gösterme gayretinde olmuyorlar. Garip halkın inlemelerine kulak vermiyorlar. Umuyorum vakit geçirmeden kendilerine gelip, birliğe ve dirliğe sahip çıkmaya başlasınlar.  

Osmanlının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hiç mi kabahati yok? Elbette var, halende devam ediyor. En önde gelen kabahati, ruhsuz nesiller yetiştirmesi. Bunların devlet ve beka anlayışının yetersiz olması nedeniyle gerçek dostu, içten pazarlıklı düşmanca davrananları ayırt edememeleridir.

 Hükümette ve üst düzey bürokraside kalabilme ve para kazanma hırsını rahatlıkla ekleyebiliriz. Çünkü Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yolunu bulan hainler hiç ceza çekmedikleri için hainlik adeta serbest bırakılmış vaziyettedir.

Üniter Türk Devletine düşman olan ülkeler gayet rahatlıkla adamlarını devletin mahremiyetine sokabiliyorlar. Çünkü bu usul Osmanlıda netice aldığı için Türkiye Cumhuriyeti’nde de alacağını çok biliyorlar. Sözde İslamcı ve Avrupalı maskesiyle hükümeti ve Türk halkını rahatça kullanıyorlar.

Bu saldırılardan ve örtülü işgalden kurtulmanın çaresi, ülkede düşünce ve inanç özgürlüğünü kısıtlayan engellerin kaldırılmadır. Güçlü bilinç ve Milli İstihbaratla, devlete ve siyasete sızmış yıkıcı güçlerle mücadele edilirse muharebe kazanılır.

Örtülü işgal ve savaşa en güzel 1. örnek; 12 Eylül 1980 öncesi, Amerika, Rusya, Çin ve İngiltere’nin, askersiz ve tek kurşun atmadan bilinen 5.000 Türk gencinin ölmesini 10 binlerinde zulüm görmesini ve 100 binlerin de hayatlarının karardığı gerçeğidir.

2. örnek ise 36 yıl sonra 2016’da Türk askerinin Türk Devletine karşı harekete geçirilmesi 250 insanımızın şehit edilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bombalanması ile Ordumuzun içinde ayrılığın becerilmesidir. Türk tarihinde, ordunun bölünmesi ilk defa olmuştur. 

Devlet, milletlerin ‘’Kutsal Çatısı’dır. Çatı asla delinemez. Devlet, daima milletin olmuştur. Kişi devleti tarihte yoktur. Olanlarda yıkılıp gitmiştir. Türkiye, yıkıcı ve bölücülere asla geçit vermemeli, müsamaha göstermemelidir. Türk kültürüne saldırı önlenmeli, Arap, Fars ve Batı adet ve geleneklerinin sızması önlenmedikçe, iç barış ve birlik ruhu sağlanmadıkça kurtuluş olamaz.

                 HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA. 

 

          

 

 

 

 

 

 

 

 

*

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —