İnsanın, acı çekmesine en büyük neden; Aç Gözlülük, Nefret ve Cehalettir. İnsanın bu üç tehlikeden kurtulması için önce kendini sevmesi, aç gözlülüğü, nefreti ve cehaleti bırakması gerekiyor. Kendisini sevemeyen insan hiçbir canlıyı sevemez. Çünkü aç gözlülük, nefret ve cehalet, insandaki sevgiyi esir alır. Dolaysıyla insanlar hiçbir zaman mutluluğu ve huzuru yakalayamaz. Çağı kavrayamaz, devamlı endişeli, telaşlı olur. Aşağılık duygusundan kurtulamaz. Çevresine ve bütün tanıdıklarına mutsuzluk aşılamayı marifet sayar, yapılanı da beğenmez.
21. yüzyıl, Türk asrı olmalıdır. Ancak cehaletten kurtulup köklerine dönerek dirilişe geçmesi şarttır. Bu ancak cehaletten kurtulmasıyla olur. Tarihinde defalarca bunu başarmıştır. Türkler sahip oldukları devletleri yaşatmak için birlik içinde olmak zorundadırlar. ‘’Çok Devlet, Tek Millet’’ inancını güçlendirmelidir. Aç Gözlülükten, Nefretten, Cehaletten, Çekememezlikten, Kinden ve ayırımcılıktan kurtulmalıdır. ‘’Türk Devletler Birliği’ne ciddi şekilde değer vermeli, Ayırımcılığı, Fanatikliği, bırakıp Özgürlük, Eşitlik, Adalet, Bilim ve Sanata önem vererek Kültür Birliğini sağlamalıdır.
Bu konuda Cemil Meriç’in ne dediğine bakalım. ‘’Evladım, bu memlekette sağcı, solcu yoktur, gerici, ilerici yoktur. Bu memlekette, namussuzlar ve namuslular vardır. Siz namusluların safında yer alın. Göreceksiniz çok kalabalık olacaksınız.
Bütün budalaların başına gelen en büyük BELA fikirlerle ilgilenmemeleridir. Ve can sıkıntısından kurtulmak için sürekli olarak gerçekliklere ihtiyaç duymamalarıdır. Fakat gerçeklikler ya tatmin edicilikten uzak ya da tehlikelerle doludur. Düşünce dünyası sınırsız, zararsız ve sakindir.’’ Diyor.
Globalleşen ya da küreselleşen Dünya’da Türkler, ‘’Türk Devletler Topluluğu’ ’nu kurarak halklarını insanca yaşatmalarının, ön ve tek şartıdır. Bu birliktelikten sonra ‘’Küresel Güç’’ olma kaçınılmazdır. Arap Âlemi düştüğü kuyudan bir ürlü çıkamıyor. Çin, Rus, ABD, Batılılara ve Yahudilere karşı duyduğu öfkenin daha büyüğünü kendi içindeki insanlara ve Türklere duyuyorlar. Bu âlem, iç savaşlarla, salgın hastalıklarla, kaçakçılıkla, yaygın haldeki rüşvetle, fahiş harcamalarla boğuşuyor. Bu başarısızlığın en önemli nedeni kurumsal nitelikte devletlerini ve demokrasiyi kurmak istememelerinden kaynaklanıyor
8 bağımsız ve 15 yarı bağımlı devleti olan ve Dünya’daki nüfusu 300-350 milyona ulaşan Türk, aralarına hiçbir şekilde dil, din, mezhep farkı sokmadan insanca ve bağımsız yaşamak için birleşmelidir. Batıdaki devlet ve milletler ‘’Avrupa Birliğini’’ kurup yaşatırken Türklerin, ‘’Türk Birliği’ ’ni kurup yaşatması kaçınılmazdır.
Osmanlıdaki taba olmayı beğenmeyerek isyan eden, İslam ülkeleri, birlik olup şahsiyet kazanacağı yerde, süper devletlerin kuyruğu olmayı kabullenmiş vaziyetteler. Çünkü despotça yönetmeyi sevdikleri için birliğe yanaşmıyorlar. Özellikle petrolün gelirini küçük gruplar yiyerek ülkelerini idare ediyorlar. Arap toplumu, tarihte 80-100 yılın dışında birlik kuramamıştır.
Türk ve İslam âlemini yönetenler akıllanmadıkça, topyekûn Batıya, sömürüye, geri kalmışlığa, adaletsizliğe, karşı çıkarak, özgürlüğe, eşitliğe, hukukun üstünlüğüne ve gerçek demokrasiye inanmadıkça değişen bir şey olmayacaktır. Kendi içlerindeki tutucularla, bilim ve çağın gerçeklerine karşı çıktıkça, insanlığa karşı işlenen suçları bazen kınayıp, bazen kınamadıkça medeniyeti yakalayamaz ve batıya galip gelemez.
Batı, Türk-İslam âlemine karşı kendi birliğini korumak ve pekiştirmek için, yüzyıllardır çalışmaktadır. Türklerin ve İslam ülkelerinin birlik anlayışı Batı karşısında yetersiz kalmaktadır. 21. Yüzyılın çeyreğinde, cesurca Türkiye birlik için bütün gücünü kullanarak önce Türk Devletler Birliğini arkasından, Türk-İslam Devletler Birliğini kurmada öncü olmalıdır.
Aynı ölçüde önemli olan bir başka şeyde, inançta birliği sağlamanın bir yolunu bulmaktır. Örnek olarak, Katolik Kilisesi lideri papadır. Ortodoks Kiliseleri, Orient el Ortodoks kiliseleri, Süryani kilisesi ve diğer Doğu kiliselerinde bağlı olduğu kiliselerin başında bulunan en yüksek rütbeli piskoposa Patrik deniyor. Dolaysıyla İslam inancının dışındaki bütün inançlar ya Papa’ya, ya da Patrik’e bağlı çalışmaktadır. Gayri Müslümler iki kurumda prensip olarak anlaştılar.
Kur’an’a ve Hz. Muhammed’e inanan, 2 milyara yakın Müslümanım diyenler bir çatı altında temsil edilemiyor. Buradan kastımız asla ve asla Meclisin uhdesine alınan halifeliğin canlandırılması değildir. Yani din ve devlet işlerinin bir şahsın temsiline bırakılması değildir. Türkiye’de ki Diyanet İşleri Başkanlığına da şiddetle karşı olduğumuzu da belirtelim. Çünkü bu kuruluş, hiç bulaşmaması gereken siyasetin tam göbeğinde duruyor.
Türkiye, İran, Mısır, Pakistan ve Endonezya gibi ülkeler samimi, dürüst ve cesur olurlarsa bu eksik tamamlanır, İslama inananlarda başsızlıktan, kargaşadan, bilime ve demokrasiye aykırı davranışlardan kurtulur. Bilimsel yapıda bir kurum kurulduğunda esir olan İslam inancıda esaretten kurtulur.
HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA.