İnsanlar için zaman sonsuz ve bitmez gibi geliyor, ne yazık ki sonsuz değil sınırlı olup bitiyor. Hatta zamanımızın süresi de belli değil, belki 3-5 yıl, belkide 100 yıl. Yüz yılın üzeri bir tarafa, 90’sandan yukarı istisnalar hariç, yaşamakta zorluk çekilen yıllar olduğunu, tıp ve istatistikler açıklıyor. Dolaysıyla şimdilik pek istenmiyor.
Yıllarımızı nasıl ve neler için harcadığımızı elimize kâğıt kalem alarak rahatlıkla tespit edebiliriz. Hatta bulunduğumuz yaşta dahi kaç ahmaklık yaptığımızı, kaç aklımızı kullandığımızı rahatlıkla tespit edebiliriz. Ahmaklıktan kasıt, yanlış yaparak veya gerektiği şekilde yapmayarak fırsatları heba etmektir.
Zamanı değerlendirmede en büyük tehlike, kararsızlık olduğu gibi, zaman öldürmede en pahalı harcamadır. Zaman sana uymazsa sen zamana uy sözü de en saçma sözlerden biridir. Zamanı kullanmasını bilmeyenleri, zaman kullanır ve eskitir. Geçen zaman içinde aklını kullanamayanlar çok sık ahmaklık yapmaktan kurtulamaz.
Gençliğimizi, orta yaşlılığımızı ve yaşlılığımızı yani bir ömrü tatsız, tuzsuz geçirmemek vede heba etmemek için gerçekten çok ama çok dikkatli olup, aklımız ve vicdanımızla hareket etmeyi ve karar vermeyi ihmal etmemeliyiz ki yaşadığımız sürece sıkıntı çekmeyelim. Ülkemizde, yıllardır nesillere doğru yol, yaratılma nedeni, milli ve dini idealler hakkıyla öğretilememiştir. Yöneticiler nesilleri bazen bölmüş, bazen övmüş, sıkcada cezalandırarak, hiçbir zaman güçlenmesini istememiştir. Sadece kendine biat eden nesil istemiştir.
Her ferdin doğum ve ölüm arasında geçecek zamanını, gerçekten değerlendirmesi, kişiliğinin gelişmesi, kuracağı aile hayatının mutluluğu, toplum içindeki yeri ve topluma karşı vazifelerinin çok iyi ve isabetli olarak planlaması olmazsa olmazlardandır. Aksi hallerde varlığı kendine, ailesine ve topluma yük olmaktadır.
Doğu halklarıyla geri kalmış veya az gelişmiş ülkelerde yaşayan o ülkenin nüfusunun yüzde 70-80’ni gerçekten devlete millete ve ailelerine yüktür. Bunun vebali de o ülkenin yöneticilerindedir. Çünkü doğum öncesi, çocukluk ve gençlik yıllarında idealsiz yetişmelerini önlemeyerek, ne olduğu belirsiz görüşle yetişmelerine seyirci kalarak zamanı boşa harcayan veya başkalarının emrine giren, nesiller yetişmiştir.
Daha da beteri, insanların zaman kavramından yoksun yaşadığı gibi ilimden, irfandan ve inançlarının özünü, köklerinin ne olduğunu öğrenmeden doğup, büyüyüp ölmeleridir. Nereden gelip nereye gittiğini bilmeden yaşayanlar, daha kolay idare edildiği için yöneticilerin işine gelmektedir.
Türkiye’miz geri kalmışlık ve gelişmişlik arasında bocalayıp durmaktadır. Belli beyinler çağı ve zamanın değerini, insan olmanın önemini kavramış durumda iken birçoğu çağın ötesinde, geçen zamandan ve dünyanın nelerle uğraştığından ve bilimin hangi düzeye geldiğinden habersiz veya bilime, gelişmeye inat çağ dışı yaşam ve görüşlere önem vermeye devam ettiği görülmektedir.
Türk gençliğine, Türk- İslam dünyası ve Uzay Çağı hakkında gerçek bilgiler öğretilmediği için Türk-İslam dünyası hiçbir zaman birlik olmayı becerememektedir. Bu durumdan dış güçler başta olmak üzere birlik düşmanları, partiler, tarikat ve cemaatler sonuna kadar faydalanmaktadır.
HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA.





