Uzun zamandır bir Amerika şehrinde yaşıyorum.(…) Burası 70 bin nüfuslu küçük bir şehir. (…) Her tarafı yemyeşil, en işlek caddeler, en yoksul mahalleler bile. Evlerin çoğu iki katlı ve bahçeli. Şehrin dört yanı ormanlarla çevrili. (…) Nedir bu yeşilin sırrı diye hep düşünürdüm. Sonra bir olayla karşılaştım, yeşili kimin ve hangi usullerle koruduğunu öğrendim. Sizinle paylaşmak istiyorum.
Yıllar önce bir ev yaptırmak istedim. İnşaattan hiç anlamam, ama anlayan bir akrabam var. Aklımı çeldi, şehrin değerli bir yerinde güzel bir arsa var, alalım dedi. (…) Arsa dört tane ev yapacak kadar geniş. Ancak şehir planında buraya bir ev yapılması uygu görülmüş. Bize belediyeye başvurun, belki iki eve müsaade ederler, dediler. Bizde başvurduk.
Belediye bize dedi ki: ‘’ Önce bütün komşularınıza iadeli taahhütlü bir mektup gönderecek ve bu arsaya iki ev yapmak istediğinizi bildireceksiniz. Sonra komşulardan gelen cevaplarla filan gün cevaplarla bize gelin.’’ Komşularımıza birer mektup gönderdik, şimdi gelen cevapları özetliyorum; bir komşu diyor ki; ‘’-Evlerimizin önünden geçen yol dardır. Bu yoldan geyikler geçer. İki evin en az iki arabası olacağına göre dar yolun trafiği artacak. Geyikler tehlikeye düşecek. İkinci komşumuz şöyle diyor, biz çocuklarımızı her gün okula götürüp getiriyoruz. Trafiğin çoğalmasını istemeyiz.
Üçüncü komşu; ‘’ Bu arsada iki büyük çam ağacı var. Bunlar kesilmemeli, sökülüp arsanın başka yanına dikilmeli. Dördüncü komşu: İki ev yapılırsa evler anayola arsa içinden bir yolla bağlanacak. Bu yol asfalt veya beton olacak. O vakit bu yolun iki tarafındaki ufak ağaçların köküne su gitmeyecek ve kuruyacak. Başka bir komşu: Evin planını görelim, bakalım bizim evlere yakışacak mı? Bir başka komşunun derdi şu, önlü arkalı geniş bir bahçesi var ve etrafında çit yok. Bana komşu gelirse bahçesini çitle ayırmasın. Ne o bahçesini sınırlasın, ne ben. Böylece geniş yeşilliğimiz kaybolmamış olur. Cevaplara şaştım.
Biz Türkiyeliyiz. Cevaplara şaşarak belediyeye gittik. Öyle ya, biz arsa alacağız, ev yaptıracağız. Kime ne? Benim yaptıracağım eve neden bu kadar insan burnunu sokuyor? Bu nasıl demokrasi? Oturup belediye ile konuştuk. Bütün istekleri yerine getirmeye söz verdik. Ancak geyikler için çözüm bulamadık. Çevredeki ormanlar gerçekten geyik cenneti. Bu güzel hayvanlar yem bulamazsa şehrin kenar mahallelerine inerler, bahçelerdeki elmaları, şeftalileri yerler. Biz bazen bu hayvanlar için bahçeye meyve filan atarız. Bu ürkek hayvanlar ilkin biz görünce kaçıyorlardı. Sonra alıştılar, kulaklarını dikip sürmeli gözleri ile bizi tartıyorlar, zarar gelmeyeceğine inanırlarsa kaçmıyorlar. (…)
Komşuların mektuplarını gösterdikten sonra, belediye evin planını komşulara göndermemizi istedi. Gönderdik, projeyi belediye de inceledi. Projemiz komşulardan olumsuz bir tepki almadı. (…)
Belediyenin karar vereceği gün projeyi savunmak bana düştü. Neden söylemedim? Bir göçmen kuş olduğumu, kentin bizi çok iyi karşıladığını, iki kızımın burada eğitildiğini, hiçbir kanunsuzluğa karışmadığımı, vergimi düzenli ödediğimi, bir eğitim kurumunda şehre hizmet verdiğimi filan anlattım. Dinleyenlere ‘-çok etkili oldu, karar olumlu çıkacak’ dediler. Karar bildirildi. İlkin kentin kanun ve nizamlarına uyma gayretimize kibarca teşekkür edildi. Ama isteğimizin reddedildiği açıklandı.
Sebep şuymuş: Bu bölgede bizimkine benzer çok arsa varmış, bize iki ev için müsaade verilirse, öbür arsa sahipleri de iki ev için başvururlarmış. Bize olur deyip onlara olmaz siyemezlermiş. Oralarda böyle geniş arsalarla da ikişer ev yapılırsa şehrin güzellikler içindeki görüntüsü bozulur, güzelliği gölgelenirmiş.
Ben bu karara sevindim, üzülmedim. İşlerini bu kadar ciddiye aldıkları, şehrimizin üzerine böyle titredikleri için içim neşeyle doldu. Bir şehrin güzelliğini korumak ciddi bir işmiş. Neden güzel bir yerde yaşadığımı o gün anladım. Sonra belediyenin başka marifetlerini daha öğrendim. Bahçede ağaç kesmek yasakmış. Ağaç yaşlı ise yerine yenisini dikmek koşulu ile kesebilirmişim. Bahçe çimenleri uzar da kestirmezsem, belediye birini gönderir kestirir, parasını benden alırmış. (…)
Neyse akrabam olan inşaatçı belediyeye yeni bir ev planı sundu. Alaturkalık bu ya ( kendini Türkiye de zannedip ) çatı katına planda olmayan ( kaçak) bir oda kondurmuş. Ertesi gün belediye bu odayı yıkmadığı her gün için 2500 dolar ceza keseceğine dair bir ihbarname gönderdi. Akrabam o gece uyumadı ve odayı yıktı. (…)
Ben bu yazıyı neden yazdım? Umarım ki belediye başkanlarımızdan biri okur da belki bazı şeyler öğrenir, belkide örnek alır. Aceba çok mu iyimserim, ne dersiniz? Indiana Üniversitesi’nden emekli Profesör İlhan Başgöz.
HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA.
EMEKLİ PROF. İLHAN BAŞGÖZ’DEN İBRETLİK BİR YAZI