Siyaset: 85 milyon Türk halkını birebir ilgilendiren yaşamdır. Ve bir bilimdir. Başka bir ifade ile de bireyin ve toplumun bizzat mevcudunu ve geleceğini kapsar. Toplumun, mutlu ve müreffeh yaşama bilincidir. Parti, Particilik: Partisinin ve yandaşlarının çıkarını önde tutma ve topluma hizmet etme amacıdır.
Siyaset: Siyasi ve iktisadi yönden bir toplumun kendisini, yönetecek kuralları seçmesidir. Günümüzde siyaset, devletin, bir kurumun yönetimiyle sınırlı kalmayıp aynı zamanda toplumun, o kurumun üyelerinin yönlendirilmesinde de kilit rol oynamaktadır. Demokrasinin temel ilkesi, halkın yönetim süreçlerinin teşvik etmek ve karar alma süreçlerini şeffaf hale getirmektir. Türkiye’de en az 70 yıldır, siyaset esas anlamına uygun olarak değil particilik anlayışına yapılmaktadır.
Seçim sandıklarında oy kullanıldıktan sonra yeni sandık gelinceye kadar, halkı dışlamak, siyasetin ve demokrasinin dışında bişeydir. Belki particilik olabilir. Halkın seçimlere katılması yeterli değildir. Halk İran, Irak, Suriye, Çin ve Rusya gibi birçok ülkede de seçimlere katılıyor. Ancak eline tutuşturulan listeye oy kullanıyor. Seçilenler, halkın her kesimini temsil etmek için çaba göstermiyor. Çeşitli kültürlerden, inançlardan gelen insanlar, karar alma süreçlerine katılamıyor.
Demokratik toplumlarda siyaset sadece devletin sorumluluğunda değil, her bireyin aktif katılımı ve sorumluluğu altındadır. Toplumsal dönüşüm, demokratik değerlere bağlı bir şekilde, çeşitli kesimleri kucaklayarak ve bireylerin siyasi süreçlere aktif katılımı teşvik ederek mümkündür. Demokrasinin sağlıklı işlemesi, toplumun demokratik değerlere olan bağlılığı ve katılımı ile doğrudan ilişkilidir. Ülkemizde en büyük eksiklerden biri, bağlılık ve katılımdır.
Unutulmaması gereken; siyaset ve demokrasi sadece bir sistem değil, aynı zamanda bir yaşam tarzıdır. Ve bu tarzı benimsemek, toplumsal dönüşümün anahtarıdır. Siyaset, bir toplumun yönetimini düzenleyen kurallar, normlar, ideolojiler ve karar alma süreçleriyle ilgilenen bir anlamı ifade eder. Siyaset devletin ve toplumun organizasyonunu şekillendiren, yönlendiren bir dizi faaliyetleri içerir. Siyasetin temelinde, devlet, hükümet, siyasi parti, seçim ve hür basın vardır.
Siyasetin temelini oluşturan devlet, belirli bir toprak parçasında, egemenlik haklarına sahip olan kendi içinde belli kurallarla yönetilen bir otorite yapısıdır. Hükümet, devletin yönetim organıdır. Seçimlerle gelir ve gider. Devletin politika ve kararlarını uygular, yasaları oluşturur ve toplumu yönetir. Ülkemizde, maalesef seçimle gelip gitme, sindirilemedi.
Siyaset kelimesinin anlamları ise: Belli bir toplumda çatışma halinde olan, düşüncelerin uzlaştırılması faaliyetidir. Bu uzlaşmayı da yönetimi elinde bulunduranlar tarafından gerçekleştirilir. Siyaset aynı zamanda; Siyaset bilimi, karşılaştırmalı siyaset, siyasi ekonomi, uluslararası ilişkiler, siyaset teorisi, kamu yönetimi, kamu politikası ve siyasal yöntem dâhil olmak üzere çok sayıda alt alanı kapsar. Siyaset bilimi, bir toplum bilimleri dalıdır. Anlama, değerlendirme ve eleştiri yapmayı hedefleyen çalışmaların ürünlerinden oluşur.
Platon’a göre siyaset: ‘’Siyasal topluluk da doğal düzen, akıllıların diğerlerini yönetmesini gerektirir. En iyi yönetim biçimi, ister doğrudan doğruya bilge kişiler eliyle, isterse bilge kişilerin uyguladıkları bilgece hazırlanmış kanunlar yoluyla olsun, bilgeliğin yönetimidir. Aristoteles’e siyaset: ‘’ İnsan mutluluğunu gerçekleştirme sanat.’’ Dır.
Günümüzde siyaset, genellikle asıl mecrasından çıkarılarak, zorlamayla düşünceleri kabul ettirme, makam elde etme, seçilerek daha iyi gelire kavuşma ve şahsının ve bütün ailesinin ihtiyaçlarını, ömür boyu devletin her türlü imkânlarından faydalandırma, akrabalarını ve dostlarını bir yerlere taşıma, zenginliklerini artırma ve rakiplerden intikam alma olarak yapılmaktadır. Bu uygulamanın, Cumhuriyetle hiçbir alakası yok. Ancak, Monarşi, Aristokrasi, teokrasi vs. le olabilir.
Bitmeyen siyasi çatışmalar ile parti, makam, çıkar çatışmaları, Koca Osmanlı İmparatorluğunu yiyip bitirdiği gibi, Türkiye Cumhuriyetini de 7 şiddetindeki deprem gibi sallamaktadır. Genel başkanların ne zaman anlaşıp ta dur diyeceğini 85 milyon Türk Halkı, 300.000 Milyonluk Türk Dünyası ve 2 milyarlık İslam âlemi beklemektedir.
Türkiye’nin, hem yaşamsal sorunu, hem kişilik sorunu olarak bağımsızlığı, hemde fikir konusunda bağımsızlığı öne alması bir mecburiyettir. Bir çağdaş kültür, artı ulusal kültür ve antı- emperyalist ruh benimsenmelidir.
HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA.