Türkiye’de gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olanlar var mı? Veya Vatanını, dilini, dinini, şerefini satanlar var mı? Ne yazikki yok demek mümkün değil. Veya vatanını, dilini, dinini, kültürünü, geleneklerini, şerefini koruyanlara samimi sahip çıkanlar var mı? Ülkeyi satanlarla, koruyanlar arasındaki fark biliniyor mu? Toplum hangisine sahip çıkıyor? Çıkarına göre hareket etme, idare etme, oyalama, neme lazımcılık, kuyruğu kurtarma, ortalığı karıştırmayı mı uyguluyor?
Kendini gerçekten Türk hissederek; Türklük gurur ve şuurunu, İslam ahlak ve faziletini esas olan, milletin kurtuluşu, kalkınma ve yükselişinde temel olan ülküye gerçekten sahip mi? Bu ilkelerde kayıtsız şartsız birleşebiliyor mu? Yoksa parti, tarikat, cemaat, vakıf, hemşericilik, akrabalık, makam ve çıkar mı önde geliyor?
İkinci Dünya Harbinden sonra 1918’den itibaren işgale uğrayan ülkemizi, büyük bir ruh ve inançla işgalden kurtaran, halkımıza ne oldu da, yüz yılın sonunda parçalara bölündü, birliğimiz ve kültürümüz zaafa uğradı? Ortaya BEKA sorunu çıktı? Her konuşan BEKA sorunundan bahseder oldu? Nedir bu BEKA sorunu? Beka için halktan ne isteniyor, Halkın anlayacağı dilden anlatılsa da halk öğrense ve ortadan kaldırsa daha iyi olmaz mı?
Türk ve Türk halkı kavramı, Türkü- Kürdü-Alevisi-Sünni’si ve Türk tabiyetinde olanların tamamını kapsamaktadır. Yeter ki Türkü- Kürdü- Alevisi- Sünni’si vede Türk tabiyetinde olanlar, birlik içinde, ayrılık-gayrılık, tuzağına düşmeden büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme, şüphesiz en kısa zamanda rahatlıkla başarılacaktır. Tarihimizde buna örnek pek çoktur.
Cumhuriyetin ikinci yüz yılında, Ülkemizde demokrasimizi henüz oturtamadık. Bunun ilk göstergesi de, halk kendi temsilcisini halen maalesef seçemiyor. Parti başkanları tarafından önüne konulan isimleri seçmek zorunda kalıyor. Çünkü çıkarılan seçim kanunları ile kendi iradesiyle istediğini seçmesi elinden alınıyor. Bu durumda, egemenliğin, kayıtsız şartsız millette olduğuna inanan pek kalmadı. Gençlik fikir ve idealden tamamen koptu. Hiçbir şeyi önemsemiyor.
Bütün seçimlerde genel başkanlar, dedikodu ve iftira yarışıyor, adaylar vitrin malzemesi niteliğini taşıyor. Seçilenlerde kendilerini seçenin genel başkan olduğunu bildikleri için seçmene değil, genel başkana göbekten bağlı olup, kendini seçeni pek önemsemiyor. Ülkeyi idare eden bürokratlar zaten halka sorulmuyor. Dolaysıyla seçilenle, atananlar yönettikleri halktan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor. Genel başkanlarda durumu görmemezlikten geliyor.
Halkı fazla önemsemeyen başkanlarda, suni gündem yaratmada dünya şampiyonu oldukları için, halkın ne istediği bir türlü gündem olmuyor. Başkanlar daraldıkları, köşeye sıkıştıkları zamanlarda, imdatlarına inanç, soy, fakirlik, adaletsizlik, kültür, terör, PKK, bölücülük ve BEKA sorunları yetişiyor. Önlerine gelen seçimi bu sorunları gündem yaparak atlatıyorlar. Eğer Türkiye’de demokrasi olacaksa, halkın sağduyusuna inanmak ve ona güvenmekle olabilir.
İnsanlık düşmanlarının karşısında, güçlü olduğu dönemlerde daima kanı pahasına Türkler durmuştur. Şu anda Dünya’da güçlü olanlar, insanlık düşmanlığı ve soy kırım yaparak masumların kanını akıtıyorlar. Dünya’nın bu halden kurtulmasının tek çaresi; Türklerin nerede olurlarsa olsunlar, birbirinden haberdar olup, kültür, dil, bilim ve ekonomi birliğini kurmalarının zamanı çoktan geldi. İktidar, muhalefet, işçi, işveren, bilim adamı ve özellikle gençliğin, gündem yapacakları tek konu; Dünyadaki zulmün bitmesi için Türk Birliğinin kurulması için durmadan çalışmaktır.
Amerika, Çin, Rus, Avrupa, Arap Âlemi, İran ve Mısır yöneticileri Türk kelimesini hiç sevmiyorlar. Çünkü Türk’ün dirilmesinden, titreyip kendine dönmesinden ödleri kopuyor. Çünkü Türklerin yüzde 80-90’nı tarihini unuttu, şimdilik keyfine keder vermiyor. Ahlak ve inanç olarak, devlete ve Milli Birliğe bağlılık olarak ‘’Fetret Devri’’ yaşanıyor. Ancak adlarını saydığımız ülkelerin idarecileri ve halkının büyük bir kısmı unutmadı, aslada unutmayacaktır.
Bizzat kendinden dinlediğim bir hikâye anlatarak ne dediğimizin daha iyi anlaşılmasını sağlayabiliriz. Agâh Oktay Güner, Ticaret Bakanlığı Müsteşarı olarak, Avusturya gezisinde, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın, Viyana’da çadır kurduğu tepeyi görmek istiyor. Yanında, Türkiye Büyük Elçisi Danış Tunalıgil ve diğer görevlilerle tepeye çıktıklarında, bir kütüphane ile karşılaşıyorlar. Kütüphane tamamen Türklerin, 1529 yılında, Kanuni Sultan Süleyman ve 1683’ de 1V. Mehmet döneminde yapılan iki kuşatma ile ilgili binlerce eserle dolu olduğunu görüyor.
Müzenin kapısından girerken kocaman bir kitap hemen göze çarpıyor. Kitabın üzerinde, haşa ‘’ Hırıstıyan Kan Emicisi Muhammed’’ yazıyor. Agâh Oktay Güner, büyükelçiye dönerek, ‘’ Be adam bu kitabı görmedin mi’’? Diyor ve müzeyi gezmeden çıkıyor. 15 gün sonra büyük Elçi Danış Tunalıgil’in Ermeni’ler tarafından öldürüldüğüne, sevindiğini belirtti. 1. Ve 2. Kuşatmayı, 500 yıl geçmesine rağmen, Avusturya ve Batı unutmadı ama Türklerin yüzde doksan beşi unuttu.
Bu gerçekler karşısında, sağcılık, solculuk, particilik, tarikat ve cemaatçilik ve benzeri her türlü Milli Birliğe zarar veren kuruluşlar ve bu kuruluşlar için yapılan çalışmalar tamamen bırakılmalı, tek yol, tek hedef Türk Birliği olmalıdır. Zengin devlet olmak elbette güzeldir ama yetmez. Almanya, Japonya, Güney Kore, İskandinav Ülkeleri de zengin. Ancak dünyada sözü geçen devletler değil. Hatta tam bağımsızda bile değiller. Çoğu Amerika’nın koruması altında devam ediyor.
21. Asrın ilk çeyreğinde, dünyadaki bütün zulümler, Amerika, İngiltere, İsrail, Rusya, Çin ve Fransa’dan kaynaklanıyor. İtalya, İspanya, Portekiz, Avusturya, İran ve Mısır da bunların değirmenine su taşıyor. Bağımsız 8, yarı bağımsız 15 Türk Devlet yöneticiler, koltuklarını muhafaza etme peşindeler. Halkları, upuzun yatmaktan ve birbirini yemekle meşgul. 23 Türk Devletinde yaşayan halk ayağa kalksa, dünyada çok şey değişir. Korkunun bağımsız olmaya, dünya gücü olmaya faydası değil zararı vardır. Osman Gazi, Bizans’tan korsaydı, Osmanlı olur muydu?
Asya, Ortadoğu, Balkan Coğrafyası, Afrika, Güney Amerika, Pakistan, Hindistan ve bütün ezilen, sömürülenler Türk’ün uyanmasın bekliyor. Türkiye’miz, Türk Birliğinin hayata geçirilmesine çalışmalı, nesillere bu inanç ve ideal verilmelidir ki titreyip kendine dönsün. Halkı ve gençliği bölen ve idealsiz bırakanları tarih asla affetmeyecektir.
HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA.