Türküm demekten çekinmeden, Türk Törelerine bağlı kalarak Türk Ülkelerini yönetenler daima muvaffak ve muzaffer olmuşlar ve tarihte müstesna yerlerini almışlardır. Aksi hareket edenler saman alevi gibi yanıp sönüp kaybolmuşlardır. Tarihte birinciye örnek az, ikinciye çoktur. Türklükle, İslamiyet haylı gariptir, gerçek inananlar sessiz, sakin, makam ve çıkar peşinde koşanlar daha çığırtkan, daha kurnaz ve daha saldırgandır.
Türklüğe sahip çıktığınızda, Batı, Amerika, Çin, Rusya, Arap âlemi ve benzerleri üzülür, açık ve gizli size düşmanlık ederler. Türk Âlemi ve Mazlum halklar sevinir ve size açık dostluk ederler. 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde Türk halklarında azda olsa bir uyanma görülüyor. Türk Devletler Teşkilat (TDT) bünyesinde, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan tarafından kurulan, Türk Yatırım Fonu (TYF) en fevkalade bir çıkış ve örnektir.
Yine, Özbekistan’ın Semerkant şehrinde, Türk Devletler teşkilatı, Türk Üniversiteler Birliği, Rektörler Toplantısında eğitim-öğretim, Dil Birliği, ekonomi ve sanayi konularında önemli konuşmaların yapılması başka bir örnektir. Bu toplantıda çekinmeden Türküm diyebilme daha da önemli bir gelişmedir. Çekinmeden, Türklük inancı ve özgürlüğü başlamıştır.
Ankara Gazi Üniversitesi hocalarından, Prof. Dr. İskender Öksüz’ün Türküm demekten çekinmeyi şöyle izah ediyor:
‘’ Hem ümmeti hemde milleti devletin esası yapamazsınız. Ümmette birden fazla millet, millette birden fazla ümmet bulunur. Kendi içlerinde mükemmel bir milliyetçilik sergileyen, kendi milliyetçiliklerini tavizsiz uygulayan Batı, bize yönelik propaganda imkânlarını, Türk Milliyetçiliğini zayıflatmak, milleti kuran, devleti ayakta tutan bağı yok etmek için kullandı.
Globalist güç merkezleri de buna omuz verdi. Bir bakın, ‘’ Türk Edebiyatı denmez, ayıptır.’’ Dan, Türk demek ırkçılıktan.’’ Dan başlayıp ‘’ Türk Bayrağı, Türk Ordusu demeyin.’’ ne kadar uzanan bir saldırı altındayız.’’
Tarihen sabit olan birinci mesele, Türk’ün daima güvendikleri tarafından sırtından vurulmasıdır. Nedenide kendine çok güvenip tedbir almaması ve kibire kapılmasıdır. Beş kuruş etmeyenleride adam yerine koyup itibar sağlaması ve devletin kilit noktalarına getirmesidir. Her devletin bir mahremiyeti olmasına rağmen, biz henüz beceremedik.
Lev Tolstoy’un sanki Türkler için söylenmiş bir sözü var: ‘’Her gün Tanrı’ya yalvardım. Düşmanlarımı benden uzaklaştır. Günden güne dostlarımın sayısı azaldı. Anladım ki düşmanlarım, dostlarımın arasındaymış.’’ Türk Halkı da ‘’At izinin, it izine karışması’’ olarak izah ediyor.
Hüseyin Nihal Atsız’a göre: 15 İmparatorluk, 38 Devlet, 33 Beylik, 17 Hanlık, 4 Atabeylik, 9 Cumhuriyet kurmuş Türk Milletinin, yeter artık deyip ayağa kalkma zamanı çoktan gelmiştir.
Yeterki çıkar, makam kavgalarını kibri, kini, korkaklığı, hasetliği, ezberciliği bırakıp müspet bilime dönsün. Dünya’da ‘’Süper Güç’’ olması için bütün şartlar hazır.
Öyle bir zihniyetimiz var ki geçmişimize küfretmeden, birbirimize hakaret etmeden yer yer aşağılamadan duramaz Türkler olduk. Bu felaketin kaynağı, Türk Devlet ve İmparatorluklarında, has kul olan Türkler, cephelerde şehit ve gazi olurken, askere gitmeyen, ticareti elinde tutan[r1] dolaysıyla varlıklı olan azınlıkların yüz yıllardır bu tuzağı becermesidir.
Bir Türk, asılsız bilgilere inanarak, bir Türk’ü hem savcı, hemde hâkim olarak yargılamaktan vaz geçmediği, bilime, eğitime gerektiği kadar önem vermediği ve samimiyetle, güçlü bir şekilde Türküm demediği sürece asla Milli Birliğini ve Türk Birliğini kuramaz. Dolaysıyla güçlenip, yer kürede saygınlık kazanamaz.
HAYROLA, MUVAFFAK OLA, MUZAFFER OLA.